Daha çocukluk yıllarımda bazı köylerimizin adlarını içimden tekrarlar dururdum „Norşin“, “Hopik“, „Axweşî“, „Sorpiyan“… ne var ki kendi anadilim Zazaca da bu kelimelerin karşılıklarını bir türlü bulamazdım. Sonra anneme sorardım, annem; „oğlum o isimler Ermeniler`den kalma“ diyerek hızlıca geçiştirirdi. Adlarını köylerimize veren Ermeniler artık yoktu, sanki yer yarılmış, toprak yutmuştu. Köy adlarını, virane kiliselerini, mezar taşlarını bize bırakıp nereye „gitmiş“ olabililerdi ki? Bazen, yıkık kilise duvarlarından kalma taşlar; sıvanmamış, eski yapı evlerimizin duvarlarında tek tük göze çarpardı. Bu taşların dili yok muydu, kimse yok mu onların dilinden anlayan, hangi taşa işlenmişti yankılar?…
5 Temmuz 2010 Pazartesi
Petag
2 Temmuz 2010 Cuma
Hasret Gültekin

1 Mayıs 1971’de, Sivas’ın İmranlı kazasına bağlı Han köyünde, Süleyman ve Hacıhanım Gültekin’in (Nazire ve Güler’den sonra) üçüncü çocuğu olarak doğdu. Altı yaşında saz çalmaya başladı. On bir yaşında sahneye çıktı. Kadıköy Anadolu Lisesi’nden ikinci sınıfta ayrıldı. 1987 yılında, ilk çalışması “Gün Olaydı” adıyla Diyar Müzik Yapım tarafından yayımlandı. İlk resitalini Kadıköy Moda Sineması’nda 1987 yılında verdi.
1989 yılında, “Gece ile Gündüz Arasında” adlı ikinci çalışması Saltuk Müzik Yapım tarafından yayımlandı. 29 Ekim 1989 yılında Hollanda Kültür Bakanlığı’nın daveti üzerine, “Genç Türküler” festivalinde Birsel Acar’la birlikte Türkiye’yi temsil etti. 1990 yılında aynı ülkede “Türk Haftası” etkinliklerine birçok sanatçı ile birlikte katıldı. Müzik yönetmenliğini üstlendiği resmi olarak ilk defa Kürtçe müzik yasağını delen “Newroz” adlı kaset, 1990’da önce enstrümantal olarak, sonra da Nilüfer Akbal ve Rıza Akkoç’un katılımıyla gerçekleştirildi. 1990 yılında, Şivan Perwer’in (Türkiye’de, resmi olarak Kürtçe müzik yasağını kaldıran) “Krivo” adlı karma kasetinin yayınlanmasına öncülük etti ve süpervizörlüğünü yaptı. 1991 yılında, “Rüzgarın Kanatlarında” adlı üçüncü çalışması Nepa Müzik Yapım tarafından yayımlandı. 1991 yılında Yeter Fırtına ile evlendi. Türkiye’nin dört bir yanında konserler verdi. Birçok Avrupa ülkesinde festivalllere katıldı ve konserler verdi. Aydınlık Gazetesi için; Ankara, İzmir ve İstanbul’da ProsEchos Grubu ile birlikte resitaller verdi. 2 Temmuz 1993’de, Sivas’ta Madımak Oteli’nde 35 insanla birlikte katledildi. Ölümünden 72 gün sonra, 13 Eylül 1993'te Roni Hasret adı verilen bir oğlu oldu.
Hasret Gültekin’in müzik yönetmenliğini ve müziklerini yaptığı kasetler dizini
1988 : Abuzer Karakoç, Hüseyin Aydın, Ali Ekber Eren’in de yer aldığı “BİTMEYEN TÜRKÜLER-Dostlar Muhabbeti”.
1990 : Gani Nar’ın seslendirdiği Kürtçe “JİYAN”.
1990 : Abuzer Karakoç’un seslendirdiği ve Avrupa’da yayımlanan “Alvar Deyişleri”.
1990 : Emekçi’nin seslendirdiği “Gül’e Barut Serdin mi?”
1990 : Nurşani’nin türkülerinden oluşan kaseti.
1990 : Lütfü Gültekin’in seslendirdiği “Karanlıkta Vurdular”.
1991 : “NEWROZ 2” isimli, Kürtçe sözlü türkülerden oluşan kaset.
1992 : Arif Sağ, Emekçi, Mehmet Koç, Emre Saltık, Talip fiahin, İhsan Güvercin’in de yer aldığı “Türküler Yalan Söylemez” isimli kasette üç eser seslendirdi.
1992 : Ahmet Arif’in şiirlerini besteleyen sanatçılar olarak, Cem Karaca, Ahmet Kaya, Sadık Gürbüz, Esin Afşar, Rahmi Saltuk’la birlikte, Ahmed Arif’in anısına çıkan kasette yer aldı.
Bir çok sanatçının kasetlerinde bağlama, cura ve şelpesiyle yer aldı.
Gönderen Ataşo zaman: 00:43:00
Etiketler: ege'nin iki yakası, hasret gültekin, newroz, nilüfer akbal, sivas katliamı, şivan perver

Posts Relacionados
1 Haziran 2010 Salı
30528 Kilometre Murabbalık Bir Toprak Parçası : Belçika
Kral II. Albert’in gücü anlaşılan bu ülkeyi daha fazla bir arada tutmaya yetmiyor. Flamanca, Fransızca ve Almanca’nın resmi diller olduğu 30528 km2 ‘lik Belçika yıllardan beri süre gelen ayrılık rüzgarlarının daha bir kuvvetli estiği günlerden geçiyor. Hükümetin istifa ettiği, Flamanların mecliste kendi milli marşlarını söylediği ülkenin 1 Temmuz’da Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’na gelecek olması da cabası.
1800’lü yıllarda bir tampon bölge oluşturmak amacıyla İngiltere’de yaşayan bir Alman prense bağışlanan topraklarda kurulan Belçika, ihtiyaçlarını yine kendisine hediye edilen sömürgesi Kongo’nun kaynakları sayesinde karşılamıştır. Buralarda şehirleri gezdiren rehberlerinde anlattıkları üzere ülkenin zenginliğinin temelinde Afrika’dan çaldıkları elmas ve altınlar yatmaktaymış. Üstüne birde pamuk ve kahve gelirleri eklenince 1960’lara kadar Belçikalılar Kongo yönetiminde olan hakimiyetini sürdürmüştür. 1. ve 2.Dünya Savaşı’nda Almanlar tarafından işgal edilen Belçika 1980’li yıllarla birlikte ülkeyi bir arada tutabilmek için merkezi yapıdan uzaklaşıp federe bir yapıya bürünmüştür. Anayasa tarafındanda tanınan federe devlet yapısına göre nüfusunun %60 kısmını Flamanlar’ın %30’nu Valonların oluşturduğu Belçika üç bölgeye ayrılmıştır. Bunlar başkenti Brüksel olan Flaman Bölgesi, yine aynı şekilde başkenti Brüksel olan Brüksel Bölgesi ve başkenti Namur olan Valon Bölgesi. Ülkeyi bölgelere ayırmakta yaşanan karmaşa bu bölgelerde konuşulan dillerle daha da karmaşık bir hal almakta. Öyle ki sözde Flamanların başkenti olan Brüksel’de halkın %90’ ı Valon Bölgesi’nin resmi dili olan Fransızca’yı konuşuyor. Ülkenin doğusunda resmi dillerden Almanca’yı konuşan %1 lik bir kısım olduğunu da ekleyelim.
Ülke yönetimine gelince bir önceki yazıda Flaman gençlere “Yönetim şekliniz ne?” diye soru sorma isteğim büyük haksızlık olmuş. Onca aramadan sonra bulduğum en karmaşık ve en makul cevap 5 kavramdan oluşuyor: Anayasal Monark'a bağlı federal parlamenter demokrasi. İngiltere’de olduğu gibi kralın yönetimde etkisiz olduğunu söylemek mümkün değil tabi burada. Kral II. Albert’in yasama ve yürütme görevlerinde olan sorumluluklarının yanı sıra Bakanlar Kurulu’nu atama, hükümeti kurma görevini verme gibi görevleri de var. Yani halkın yönetenleri direk seçmesi gibi bir durum söz konusu değil. Ancak bunun yerine tam olarak nasıl oluyor bilmiyorum ama halk hükümeti direk seçemediği için, hükümet parlamentoya kararları ile ilgili hesap vermek zorundaymış. 13 Haziran'da yeniden seçimlere gidecek olan Belçika’da biri Flaman biri Valon olmak üzere ikişer adet liberal, muhafazakar ve sosyalist parti bulunuyor.
Ülke de ayrılık sesini en çok çıkaran Flamanların bu istediğini ülkedeki güçlü taraf olmalarından kaynaklanıyor. Valonlar 1945’lere kadar eğitimli ve güçlü olan, ülkenin önemli maden kaynaklarına sahip olan taraf iken bu tarihten sonra ülke ekonomisinde yaşanan yapısal değişiklik sonucu lideliği Flamanlara kaptırmıştır. Bugün Belçika endüstrisinin büyük bir kısmının yanı sıra, ülke ekonomisine büyük katkısı olan önemli limanlar Flaman Bölgesi’nde yer almaktadır.
Bunca karmaşık bir yapısı olan ülkede son yıllarda artan ayrılık sesleri politikacıları ülkeyi bir bütün olarak yönetmek yerine devlet bütçesini küçültüp kendi bölgesel sorunlarını çözmeye yöneltmiş durumdadır. Federal kurumların ülke yönetimindeki bu baskınlığı onları; ülkenin paylaşılan malları, ortak değerleri ve menfaatleri için karar alamaz duruma getirmiştir.Ülkede son yıllarda her seçim sonrası hükümet kurma krizleri yaşanmış, kurulabilen koalisyon hükümetleri ise kısa süre ayakta kalmayı başarabilmiştir.
Bütün bu gelişmelere rağmen ülkeyi bugün bir arada tutmaya yarayan faktör olarak ayrılıkçı Flamanların istediği Brüksel’de Valonların çoğunlukta olması gösterilebilir. Ülkede bir yandan Brüksel Bölgesi’nde bir her iki kesiminde yönetiminde ortak bir konfederasyon kurulabileceği tartışılırken, bir yandan da Valonların ayrıldıktan sonra Fransa’ya katılacağı haberleri kulaktan kulağa yayılıyor. Bütün bu gelişmelerin oluşması halinde Kral II. Albert’in akıbetinin ne olacağı ya da nasıl bir tutum takınacağı sorusu ise Valonların ve Flamanların bugünlerde kafalarını en az yoran mesele olarak duruyor.
Kaynaklar: 1 .....2......3......
3 Mayıs 2010 Pazartesi
Rahatlık Battı
Bazı alışkanlıkları unutmak için yapılması gereken en doğru alışkanlık, o alışkanlıktan uzak durma alışkanlığını kazanmaktır. Küçüklüğümüzden beri beyinlerimize hapsedilen her olaya politik ya da dini bir yaklaşımla bakma alışkanlığından uzaklaşma alışkanlığını kazanabilme alışkanlığını anlatabilmek için cebelleşmekteyim.Buralara gelmeden önce bu kötü-kaka alışkanlığı edindiğim yerden uzaklaşınca biraz olsun etkisini azaltacağını düşünmekteydim. Koşullar ve ortam bunu yapabilmek için hali hazırda uygunda açıkçası. Bizimle aynı şansızlığı yaşayan Ürdünlü, İranlı, Iraklı, Filistinli Arap öğrencilerden ve bizimkilerden başka buralarda siyaset ve din üzerine konuşan kimseleri göremedim henüz. Öyle ki bugünlerde bizimkinden daha kuvvetli parçalanma rüzgarları esmesine rağmen, Belçika'da, günün birinde Flaman gençlerden birine sizin başbakanınız kimdi, yönetim şekliniz ne, cumhuriyet kaç yılında kuruldu gibi sorular sorarsam cevabını alabileceğimden şüpheliyim açıkçası.

