1 Mart 2011 Salı

Akademi'nin Kürt Sorunu

Şehir Üniversitesi öğretim üyesi sosyolog Prof. Dr. Mesut Yeğen'in, ODTÜ'de kendisine profesörlük kadrosu verilmeyişinin hikayesini kamuoyuna aktarması üzerine başlayan tartışma, Kürt sorunu'nun halen Akademi'nin 'kara deliklerinden' birini oluşturduğunu yüzümüze vurdu

Şehir Üniversitesi öğretim üyesi sosyolog Prof. Dr. Mesut Yeğen, ilki Radikal İki'de ikincisi ise Taraf'ta "Nasıl Profesör Olunur?"başlıklı birbirinin devamı iki makale yayımladı. Eski ODTÜ öğretim üyesi Yeğen makalelerinde, ODTÜ'de kendisine profesörlük kadrosu verilmeyişinin hikayesini anlatıyordu.

Akademisyenlere üniversitelerde Kürt meselesi üzerine yazmanın halen sorun olup olmadığını, bu çalışmaların kadro alımına nasıl bir etkisi olduğunu sorduk:

'OTO SANSÜR UYGULANIYOR, ÖNYARGI VE DIŞLAMA ÇOK YAYGIN'

İsmail Beşikçi (Sosyolog): "Üniversite resmi ideolojinin gereklerine göre tavır ve davranış sergilemektedir. Günümüzde artık mücadelenin getirdiği fiili kazanımlardan dolayı Kürt meselesinin inkarı yapılamıyor. Ama Kürtlerin Kürt toplumu olmaktan doğan hakları konusunda çalışmalar yapanlar şu veya bu gerekçelerle engelleniyor. Özgür eleştiri kurumlaşmadan bilim ortamının oluşması olanaklı değil. Bütün bunlar, Kürt sorununa bilimin kavramlarıyla yaklaşmayı, resmi ideolojinin eleştirilmesini, bu eleştirinin devamlı kılınmasını gerektirir."

Doç. Dr. Ertan Efegil (Sakarya Üniversitesi): "Bir doktora öğrencim Kürt meselesi üzerine yazmak istiyor, ben bunda bir mahsur görmedim. Bunlar tartışılan konular artık. Tezin yazılması gerektiğini savundum. Tutucu olmanın bir anlamı yok artık. Bilimsel olarak teorik yaklaşımları dikkate aldığınız sürece bu konuları tartışmak gayet normaldir. Akademisyenler otosansür uyguluyor olabilir ama artık daha cesur davranıyorlar. Kürt sorunu çalıştığı için hışma uğrayan biriyle karşılaşmadım. Resmi tezleri eleştiren makaleler yazan bir arkadaşım bu çalışmalardan derlediği tezle daha yeni doçentlik aldı."

Dr. Cengiz Aktar (Bahçeşehir Üniversitesi): "Milli tasavvurun dışına düşen bütün uzmanlıklar akademide eser miktarda bulunurken akademik kadronun gerekçesini makul bulmak mümkün değil. Yeterince işlenmeyen tüm bu uzmanlıkların bir nevi pozitif ayrımcılığa tabi tutulması beklenir. Bu sadece bir akademik hassasiyet değil, ülkenin istikrarı için olmazsa olmaz bir siyasi gerekliliktir. Kadro alımında Kürt kimliği öne çıkan adaylar işe kolayca alınmazlar ama Kürt olup Kürtlüğünü görmezden gelenler daha kolay hareket eder."

Prof. Dr. İhsan Dağı (ODTÜ): "Mesut Yeğen, ODTÜ'de profesör olan birçok kişiden daha fazla ve daha nitelikli eserleri olan bir akademisyen. ODTÜ'de profesör yapılmaması için hiçbir neden yoktu, Kürt meselesi üzerine yazdıklarından ve konuştuklarından başka. Yeğen üzerinden akademiya 'disiplinize' edilmeye, üniversitelerde 'milli güvenlik' düzeni kurulmaya çalışıldı. Bu mesele rektörlerin komutanların odalarından çıkmadıkları dönemden kalan bir meseledir. Şimdi bu sorunlar büyük ölçüde aşıldı. Üniversiteler çok daha özgür. Kürt meselesi serbestçe konuşuluyor, araştırılıyor."

Prof. Dr. Büşra Ersanlı (Marmara Üniversitesi): "Kürt sorununun herhangi bir alanı üzerine yapılan çalışmalara karşı geniş bir önyargı hakim. Marmara'da da 2007 yılında anadil hakkı üzerine yazılan çok başarılı bir tez 'anayasanın başlangıç ilkelerine aykırı' olduğu gerekçesiyle üniversitenin Avrupa Birliği Enstitü Müdürlüğü tarafından reddedilmişti. Bugün yine böyle mi olurdu bilmiyorum ama önyargı ve dışlama çok yaygın."

MESUT YEĞEN'İN YAZISINDAN...
"Profesör olamayacağıma hükmeden jüri mensuplarının gerekçeleri özetle şöyle. Ayşe Ayata raporunda iki esas gerekçe öne sürülüyor. İlk gerekçeye göre, yayınlarım daha çok Kürt sorunu hakkında yazdığım doktora tezimden üretilmiş olup bazı yayınlar birkaç yerde birden aynen yayımlamıştır. İlkiyle bağlı ikinci gerekçeye göre de, yaptığım yayınlar Kürt meselesi üzerine yoğunlaşmış olup yeterince çeşitlenmiş değildir.

Feride Acar raporunun gerekçeleri de benzer. Acar da yayınlarımın birbirinin tekrarı olduğunu ve Kürt meselesi haricinde pek çalışma yapmadığımı iddia ediyor, ancak ekliyor: Kürt meselesi haricinde yapmış olduğum az sayıda yayın da hakemli olmayan dergilerde, derlemelerde ve bildirilerde yer almıştır.

Etnik kimliğimi, doğum yerimi değerlendirme konusu yapan Mustafa Erkal raporu ise zatıma ilişkin veciz sıfatlarla dolup taşıyor. Bu veciz sıfatlardan birkaç güzide örnek vereyim: 'Etnik asabiyet gösteren', 'ilkel etniklik yapan', 'devlete sadakatsiz', 'anti-Türk ve anti-devlet yaklaşım gösteren' vb."

MESUT YEĞEN KİMDİR?
1964’te Siverek’te doğdu. Ankara Atatürk Lisesi’nden mezun oldu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden lisans ve yüksek lisans, Essex Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden doktora derecesini aldı. Halen Şehir Üniversitesi'nde profesör olarak akademik hayatına devam ediyor. Yeğen'in İletişim Yayınlarından çıkan "Devlet Söyleminde Kürt Sorunu", "Müstakbel Türk'ten Sözde Vatandaşa Cumhuriyet ve Kürtler", "Son Kürt İsyanı" adında üç kitabı bulunuyor.

AKADEMİ'NİN KÜRT SORUNU...
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Ulusal Tez Merkezi'nin taramasında "Kürt" kelimesini aratınca çıkan 84 sonuç arasında Kürtlerle ya da Kürt sorunuyla ilgili İngilizce/Türkçe yazılmış toplam 60 yüksek lisans/doktora tezi yer alıyor. Bunların sadece sekiz tanesi doktora tezi. Aynı taramada "Arap" kelimesi 368, "Osmanlı" ise 1746 sonuç veriyor. "Kürt sorunu" taramasından ise 11 sonuç çıkıyor.

Mesut Yeğen'in "Nasıl Profesör Olunur" başlıklı makaleleri:


Kaynak: Turnusol 
Not:Haber ve yazılar için Engin'e teşekkürler.

Read more...

27 Şubat 2011 Pazar

Hatırlatma

Adamın biri birgün çıkıp 'Dersim de analar ağlamadı mı?' diyerek bir gaf işleyince 70 sene sonra herkes ilk kez bir şeyler hatırlama gereği duyacaktı. Gafın hemen arkasından başbakan  'Dersim de olanları savunanları ben insanlık noktasında nasibini almamış olarak değerlendiriyorum' diyecekti. Her zamanki gibi doğru sözü yanlış kişinin ağzından duyacaktık. Bunun üzerine Dersimli şimdiki muhalefet lideri Dersim'de bu gafı işleyen gereğini yapsın diyecekti. Ancak Ankara'ya dönünce onunda sesi soluğu kesilecekti. Bunların çok sonrasında aynı insan yine memleketinde hemşerileriyle buluşarak saatlerce yeni açılan dev Seyid Rıza heykelinin tam karşısında konuşacaktı. Ancak ne heykel ne de konu ile ilgili tek kelime bile etmeyerek 3 Maymunu oynamaya devam edecekti.

Böylece gafın hemen ardından koparılan gürültü, tartışma, iğnelemeler Türkiye'de çok uzunca bir süre daha tartışılacak yeni bir konuyu başlatmış olacaktı. Bunların üstüne bir de Dersimli aydınların yürüttükleri Dersim 1937-1938 Sözlü Tarih Projesi , çekilen belgeseller*  ve yazılan kitaplar, dergiler eklenince iş iyice dallanıp budaklanacak ve bir kez daha unutulamayacak şekilde Türkiye gündemindeki yerini alacaktı.

Şimdilerde 'Ergenekon'a üye olmak istiyorsan Dersim'e git' ya da 'Başbakan Dersimle ilgili arşivleri açıklasın' şeklinde sinir bozucu bir tartışma halini alan meselenin sessiz kalan boyutunda da yeni gelişmeler olmuyor değil. 24 Kasım 2010'da Berlin Eyalet Parlementosu'nda sonuçlanan Dersim Katliam Konferansı sonucu katliamın bir soykırım olarak tanınması amacıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ne  başvurulmasına karar verilmişti. İşte bu amaçla imza toplanmaya başlanmış ve internet üzerinden de destek vermek amacıyla dersimkatliami.com sitesi açılmıştı.Toplanacak imzalar sonrası kültürel soykırım kapsamında yapılacak başvuruyla kısaca 'Türkiye'nin soykırım için özür dilemesi, mağdurların maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesi ve dil ve inancın serbestçe yaşanması için yasal düzenlemelerin yapılması' talep edilecek.

UCM'ye yapılacak başvuru sonrasında en çok merak edilen konulardan birisi de Türkiye'nin bu mahkemede yargılanıp yargılanamayacağı. Mahkemeyi tanıyan Türkiye'nin taraf olmayışı yargılanmasını ortadan kaldırıyor. Ancak TCK'da insanlığa karşı işlenen suçlar için yargı yolunun açık olduğuna dair maddelerin Roma Statüsü'ne atıfta bulunuyor oluşu hukukçuların bu konuda umutlu olmasını sağlıyor.

Dava süresince başbakanın mecliste ve sonrasında söylediği sözler kanıt olarak gösterilecek. Yine geçtiğimiz günlerde Dersim'de ortaya çıkarılan ve bu döneme ait olduğu söylenen 230 kişiye ait toplu mezar, devlet arşivlerinden dışarıya sızan, varsa arşivlerin kalan kısmı ve tabi ki halen sağ olan olayın birinci derece tanıkları dava süresince tanık ve kanıt olarak rol alacak.

Yıllarca tanıklardan vahşeti dinledikten sonra bugün geçte olsa olayın uluslararası mahkemelere kadar taşınması Türkiye'nin geçmişi ile yüzleşmesi açısından da önem gösteriyor. Devlet tarafından yapılan bunca resmi açıklamadan sonra bugün hala Türk Devleti kalkıp dava sürecinde Ermeniler de olduğu gibi bir tavır takınırsa buna da şaşırmamak gerekiyor...


Yapılan vahşete gelince... Uzun uzun anlatmak yerine 38' de ailesiyle birlikte sürgüne gönderilen, olayın mağdurlarından Cemal Süreyya'nın dizeleri katliamı en kısa yoldan anlatıyor bizlere :


"Bizi kamyona doldurdular.
Tüfekli iki erin nezaretinde.
Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular.
Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar.
Tarih öncesi köpekler havlıyordu."

Read more...

26 Ocak 2011 Çarşamba

Amed

"Açılan kapıyla birlikte kendini dışarıya ilk atanlardan biri bendim. Kapıdan çıkışımla yüzüme vuran sıcak hava beni uçağın pervanelerini aramaya yöneltmişti. Uçağın merdivenlerinden bir an önce aşağıya ineyimde bu sıcak hava akımından bir an önce kurtulayım düşüncesiyle hızlıca iniverdim merdivenlerden. Uçaktan bayağı uzaklaşmama rağmen sıcak hava yüzüme vurmaya devam edince sıcaktan ağlar gibi oldum bir an ufak bir duraksamadan sonra kendimi kurtarmak için üzerinde Diyarbakır Havaalanı yazan yapının içine attım..."

Sıcak hava ve burnunuzda kuruyup kocaman bir kütle şeklini alan sümükler bir yana bütün yollar Romaya çıkar hesabı Güneydoğuda'da nereye giderseniz gidin bütün yollar Diyarbakır'a çıkar. Zaten şehir içinde türkülere konu olan, önceleri surların içinden şehrin dışarıya açılan kapıları Mardin Kapı ve Urfa Kapısı da bunu kanıtlar nitelikte. Hemen her şehirde olduğu gibi burası içinde eski ve yeni Diyarbakır isimlerini kullanmak pekte kulak tırmalamasa gerek. Üstelik bu ayrım kent merkezini çevreleyen surlarla birlikte daha belirgin bir hal almış durumda. 2000'ler sonrası neredeyse ikiye katlanan kent merkezi nüfusu surlar dışında kalan Yeni Diyarbakır'ı birer apartman mezarlığına dönüştürmüş desek pekte yeridir. Yanlışlıkla yolunuzu kaybedip de bu mezarlığın içine düşerseniz mezarlığın içindeki işssizler ordusunu çok net görebileceğiniz kentlerden birisi Amed.

Şehrin her neresinde iseniz sıcağa aldırmadan "Haydê! Xestexane, Koşu Yoli, Ofis, Dağkapi!" diye bağıran dolmuş ya da otobüslerden birine binip şehir merkezine ulaşmak mümkün. Kültürel merkezdeki Gazi Caddesi denilen yerde şehrin tarihi yapıları bol miktarda görülebilmekte. Gerek bu cadde üzerinde yürürkeken, gerekse caddeden sağa sola sapıp daracık sokaklar arasında yürürken şehir sanki halen birkaç yüzyıl öncesinde yaşıyormuş gibi görünüyor. Başlangıçta bir yabancı için biraz ürkütücü gibi gözükse de biraz dolaştıktan sonra bu korku yerini gayet keyifli keşfetme arzusuna bırakıyor. Dolaşırken buralarda halen mevcut olan kasetçilerden duyulan hareketli, zaman zaman insanı çılgına çeviren Kürtçe melodiler eşliğinde tarihi hanları, surları, camileri, Süryani kiliselerini gezebilmenizin yanı sıra; sağda solda hayatınızda daha önce göremeyeceğiniz bugün görseniz bile ne satıldığını anlamayacağınız dükkanlar, çarşılar, zanaatkarlar pek çok tarihi yapıdan daha ilgi çekici olabilir.

Kenti gezmenin en keyifli yanlardan biri de gezerken sağda solda konuşulanlara kulak kabartmak. Ancak siz de benim gibi Amed'de konuşulan Kürtçe'den bir şey anlamıyorsanız işiniz biraz daha zor demektir. Bölge insanı genelde kendi arasında doğal olarak Kürtçe konuşuyor. Hatta devlet dairelerinde ve bankalarda ve hastanelerde Kürtçe konuşan memurlar ya da işlerin Kürtçe yürüdüğünü bile görebilmek mümkün. Ancak bu sizi çok ürkütmesin sizin yabancı olduğunuzu anladıklarında Türkçe konuşmaya başlıyorlar. Fakat benim gibi Kürt olduğunuzu anlayıp size Kürtçe sorular sormaya başladıklarında çeşitli iletişim zorlukları yaşamıyor değilsiniz. Lokantada yemek yerken, bir çay bahçesinde çay içerken ya da otobüs beklerken bu kulak kabartmak işi daha kolay oluyor. Şehrin politize edilmiş halinden kaynaklı pek çok konuşma bu eksende dönüyor. "Sene bilemedin '78 bilmedin '79... Sağ-sol zamani...diye başlayan kentte yıllar boyu yaşanan ve kendilerinin tanık oldukları olayları, acıları, dramları büyük bir gururla anlatmak çoğu Kürtte olduğu gibi büyük bir zevk onlar için.  Geçen senenin en konuşulanlarından biri de benim ilk seferimde sıcak havadan dolayı havaalanında pek farkedemediğim ancak daha sonra buranın aslında askeri havaalanı olduğunu öğrendiğim Diyarbakır Havaalanından hergün Kuzey Irak'ı bombalaya gidiyoruz diye havalanan jetlerin akşamları kentin etrafını saatlerce turlamasının aslında halk üzerinde psikolojik baskı oluşturmaya yönelik olduğuna dair konuşmalardı...

Kulak kabartmanın dışında kente gelmişken şehir insanı tarafından kahvaltı yerine bile tercih edilen meşhur Diyarbakır ciğerini tatmadan ayrılmayın. Yok tıka basa yemek istiyorum diyorsanız Mardin Yolu üzerinde şehrin meşhur lokantalarından birinde bu isteğinizi çokta ucuza gerçekleştirebilirsiniz. Paranız yoksa da fırınlardan birine girip batılıların pide dediği sıcak açık ekmeklerden bir tane alıp yiyin. Tarihi yerlerin dışında şehrin işlerinin yürüdüğü, çarşısı diyebileceğimiz Ofis denilen yer şöyle bir turlanabilecek yerlerden. Vakit bulursanız şehrin içine sıkışmış dillere destan Diyarbakır Cezaevine'de bir göz gezdirin.



Read more...

20 Ocak 2011 Perşembe

Hamash Delam Migire




bir gün ışığa gittim,
ışık havada dağıldı gitti
bir gün hangara gittim,
hangar yıkıldı ve s..ildi
bir gün hiçe gittim,
bayılıp, karnını tuttu ve gitti
bir gün sadakata gittim,
vay vay vavay nereye gitti,
hep canım sıkılıyor, hep tenim esirdir.
hançerledim, iyileşmedi,
can çekiştim (kanat çırptım) olmadı,
hint kadehi bizim, sarhoş raconu bizim,
ayrı düşme acısı bizim, aşk ve meşk bizim,
sır ifşa etmek bizim, serserilik yapmak bizim,
bakire olan hamile bizim, yaşayan şehit bizim,
cep telefonu olan molla bizim,
bilgisayar dosyası olan devrim muhafızları bizim,
hüseynin yolu bizim, humeyni havalimanı bizim,
sufi rehberi bizim, kufi alfabesi bizim,
bakire olan hamile bizim, yaşayan şehit bizim
delikli asfalt bizim, ah sesinin lezzeti bizim,
bakire olan hamile bizim, yaşayan şehit bizim,
onlar bizi aşağı vurdu,
bang bang,
biz yere düştük, 
bang bang,
o korkunç ses


Kaynak : Şeytan Uçurtması(Sözler) ve Engin(Şarkı)

Read more...