8 Nisan 2010 Perşembe

Allemagne 1

- The next station is Cologne?

- We will get off from train in Aachen

- This train goes to Cologne, right?

- I don’t know, where you mean? But this train goes to Köln

Uzayıp giden konuşmada araya girmeyerek daha ne kadar uzatabilirler diye bekledim. Soruyu soran Fransız etrafına bakıp başkalarından yardım almak istedi ama kimsenin oralı olduğu yoktu. Karşı koltukta oturan çocuklu kadın laptopuyla heyecanlı heyecanlı bir şeyler bakıyordu. Yanımdaki genç çocuk telefonuyla oynuyordu. Ben de uyuyormuş numarası yapıyordum. Bir Alman bir Fransız bir araya gelirse ancak bu kadar saçmalar diye düşündüm içimden. Sonunda Alman indi trenden. Fransız kaldı yalnız başına. Birkaç dakika sonra trenden yapılan İngilizce anons sonrası Köln’e geldiğimizi anladı.

- Dear passengers we will be shortly arriving Cologne Hauptbahnhof.

Köln Tren İstasyonu............................................................................... Luggage Lockers

Bu hauptbanhof kelimesi çok havalı bir kelime gelmişti bana. 3 saatlik bir ara vardı Stuttgart trenine binmem için. Böylece Köln’de ufak bir gezi yapabilecektim. Valizimi luggage lockers denilen bir makineye 2 saatliğine bıraktım. Buralarda çokça Türk olduğunu biliyordum. O yüzden ne duyarsam duyayım şaşırıp bakmamak için kendimi koşullandırmıştım.

Ancak tren istasyonundan kapısından dışarı çıkar çıkmaz karşıma çıkan Halkbank yazısıyla dumur olmuştum. Biraz bekleyip kaldım yerimde. Öyle ki sol yanımda yükselen devasa Dom Katedralini bile fark edememişim. Katedrali şöyle bir dolandıktan sonra şehrin merkez caddesinde dolanmaya başladım. Neredeyse geçen her 3 kişiden biri Türkçe konuşuyordu. Almanların bakışlarından Türkleri pek sevmedikleri alelen belli oluyordu. İstanbul’da ki Kürtlerin vaziyetini Almanyada ki Türkler almıştı demek ki. Etme bulma dünyası bu olsa gerek.

Sağı solu şöyle bir dolandıktan sonra gezecek pek bir yeri kalmamıştı şehrin. Her ne kadar tarihte Avrupa’nın önemli şehirlerinden de olsa, Köln 2. Dünya Savaşı’nda büyük oranda harap edilmişti. Savaşta ayakta kalan az sayıda yapılarındandı Dom Katedrali.

Katedrali ikinci kez gezdikten sonra trene binmek için hauptbanhofun yolunu tuttum. Avrupa’nın o kusursuz işleyen trenleri nedense bana gelince bozuluyordu. Yaklaşık bir saatlik bir gecikme süresince tren istasyonunda oturdum. Bu bir saat içinde işlerinden evlerine dönen Türklere kulak misafiri olmakla beraber, ikide bir yanıma bilet parası almak için gelen dilenci görünümlü insanlarla oyalanarak geçirdim. Tek kelime bile Almanca bilmediğim için bayağı bir çabalıyorlardı dertlerini anlatabilmek için. İngilizce konuşmaya çalışanlardan biri en sonunda başarabilmişti.

- Money for the ticket…





Trene bindikten kısa bir süre sonra uzun uzun Almanca konuşan kadın makinist sonra İngilizce tek bir cümleyle eski Batı Almanya’nın başkenti Bonn’a geldiğimizi söyledi.

- Dear passengers we will be shortly arriving Bonn Hauptbahnhof. Thank you for choosing Deutsche Bahn.

Uyku arasında aynı anonsu değişik istasyonlarda tekrarlıyordu makinist Koblenz, Mainz, Frankfurt, Mannheim….. Stuttgart…

Read more...

16 Mart 2010 Salı

Helebce




















Li jor tête gire-gir û hume-huma bavirok û têyaran e
Her der xistiye nava agir û mij û dûman e
Li jêr tête qîre-qîra zarokan, hawara dayik û bavan e
Dîsa dîrok xwe nû ve dike weke carek ji caran e
Weke Diyarbekir, weke Palo û Gênc û Agirî, Dêrsim
Weke Mahabat û weke Berzan e
Îro dîsa li Deşta Silêmaniyê, li kêleka Hendirê, li bajarê helebçê
Fermana me Kurdan e, ferman e, ferman e...
(Perwer - 1988)

Read more...

6 Mart 2010 Cumartesi

2000’ ler Çocuğu: Moda

Yakın geçmiş hakkında konuşmak her zaman sıradan gelir insanlara, çünkü yakındır da ondan. Aslında geçmişte ne yaptığımızı, ne giydiğimizi, ne yediğimizi, ne dinlediğimizi hep birkaç yıl gecikmeli olarak farkına varmışızdır. Bu farkına varmanın sonrasında da ya yüzümüzde bir tebessüm oluşmuş ya da durduk yere karın ağrısı çeker olmuşuzdur. Sessiz sedasız 2000'li yılları kapattığımız şu günlerde henüz konuşmak için çok erken bir tarihi konuşmak için karşınızdayım.

Bilinçsizce geçirdiğim 80'ler ve 90'lar tam olarak hangisinin başında ve sonunda çocuk olduğumdan da emin değilim hala köyden şehre yapılan göçlerin ve modayı Batı’dan mı alsak yoksa kendimiz mi yaratsak kafa karışıklığının etkisiyle giyim kuşamımızda büyük felaketleri geride bıraktığımız dönemlerdi. Bu yüzden yakın geçmişi konuşmaya başlamadan önce bağlantı kurabilmek için daha öncesini de anlatmak gerekli.

Öncelikle 80'ler. Dünya da kadınlar ile erkeklerin arasında görüntü farkının en aza indirgendiği yıllardır. Bol miktarda uzun saçlı ve renkli elbiseli erkek görebileceğimiz bu yıllarda, erkeklerin giydiği tarzda ama geniş omuzlu olanından takım elbiseler giyen kadınları bol miktarda görmekte mümkündür. Ülkemize ise moda bu yıllarda birkaç yıl gecikmeli geldiğinden dolayı pantolonları göğüs altına kadar çekip tişörtlerini, kazaklarını ve gömleklerini pantolonun altına koymanın moda olduğu yıllar olarak baş göstermiştir 80'ler.


90'lara geldiğimizde nihayet bu kıyafetler pantolon üstüne çıkmıştır. Bu yılların fark yaratan kıyafetleri arasında çıplak giyilince kaşıntı yapan oduncu gömlekleri, kot montları (söylemesi zor bir tamlamadır) ve kot gömlekleri de sayabiliriz. Tayt dediğimiz her renginden ve deseninden olan ayrıca altında ayak altına geçen bir kulplu modelleri de olan elbiseler ülkemizde kadınları tercih ettiği elbiselerdendir. Tayt giyen kadınların vazgeçilmez aksesuarlarından biriside bu dönemde ülkemizdeki en ücra köşeye dahi ulaştırılan stres bilezikleridir.

Bu dönem kadınlarında uzun kakül bırakıp sonra bu kakülleri fön makinesiyle saatlerce uğraşıp arkadan öne doğru havadan büyükçe dalgalarla yuvarlamak zerafetin simgesi olmuştur. Erkeklerde ise kısmi perçem bırakma şeklinde gelişmiştir bu kakül olayları. Daha sonraları Tarkan’ın havaya dikili saç modelinin ortaya çıkışı ile birlikte genç erkekler arasında saçlarını Tarkan modeli yapma yarışı başlamıştır. Yine berberlerde saçları artık alabluz ya da asker tıraşı yapmak yerine çizgisiz(izsiz) ya da çizgili(izli) Amerikan tıraşı yapmak bu dönemde baş göstermiştir. Kot giyisilerin yaygınlaşmasıyla birlikte erkekler ve kadınlar arasında eskiyen pantolonlarını dizlere kadar kesip uçlarından biraz püskül bırakıp şort haline getirmişlerdir. Freebag denilen içine her türlü gereksiz eşyayı koyduğumuz tuhaf, tipsiz çantaların oldukça revaçta olduğu yıllardır 90'lar.

2000'lere doğru geldiğimizde ise müzik dinlemek, yabancı film ya da dizi seyretmek bedava olmuştur. Bu da yeni modaların kolayca ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Siyah siyah giyinen metalci gençlerin yanı sıra kendini gothic olarak adlandıran ağzını yüzünü siyaha boyayan gençler bu döneme aittir. 2000'lerin sonlarına doğru gothiclerin kısmi devamı şeklinde baş gösteren, gerçekte batıda ortaya çıkmış bir kültür olan, kısmen Japon animelerinin de katkısıyla Emo denilen insan tipleri ortaya çıkmıştır. Bu tip insanlarda saçlarını fönleyip daha sonra yüzünün belli bir kısmını kapatacak şekilde taramak modadır. Altta ise genelde dar paçalı düşük belli pantolonların yanı sıra 2000'lerin en büyük modalarından olan Converse marka ayakkabılarla uyum sağlanmıştır.

Bir başka yenilik ise HipHop ve/veya Rap Müzik dinleyen kesimdedir. 2-3 beden büyük tişörtler, uzun ve bol şortlar ve pantolonlar, kafaya ters ya da yan şekilde takılan kepler, kapşonlu bol sweatshirtler bu kesimin tercih ettiği kıyafetlerdir.

Sıradan olan ya da sıradan görünmek isteyen insanların cephesinde baştan aşağı ve içten dışa bir hayli değişiklerin yaşandığı yıllardır 2000'ler. Öyle ki kadınlarda eski tip külotların yerini bu dönemde tanga denilen ve erkekler arasında ne zaman eğilecekte göreceğiz tangasını dedirten şeytan icadı iç çamaşırlar almıştır. Erkekler ise sıkı beyaz donların yerine boxer denilen kısa şortları giymeye başlamıştır. Eskisine oranla daha rahat olan boxerların, bazen tartışmalara sebepte olsa, zamanla üzerinde değişik tarzda ve her kesime hitap eden resimlileri de çıkmıştır.

Kol kaslarına güvenen erkekler arasında tişörtlerin kollarını kıvırmak bu dönemde ortaya çıkmış bir modadır. Üzerinde ne yazdığını anlamadan alınan tişörtlerin yerini bu dönemde mesaj içerikli veya basit kelimelerin yazılı olduğu tişörtler almıştır. Student..…Farklıyım Özelim…..Engelleri Kaldır…..Döner….. PZVNK..…Aç Dersen Açarım..… Birasal Isınmaya Hayır…..Errorla Mücadele….. ORHANBENCEGAY…..Kıyamet gelse de kopsak…..WashingIroningFuckinEtc..(İlk harfleri okuyunca Wife çıkıyor)….. Normale…..Murder King….. Half Man Half Horse…..F.B.I.(Female Body Inspector)…..I am a Virgin….. Hotmale..…Hell yea I am WEIRD…..ABCDEFUCK…..Trust Me I’m Psycho…..Windows Bezgini….I came I saw I drunk I Forgot..…Shut the Fuck Up and Drink Your Beer..…Genel İçici..…Sana bi korum bir de Intel Dual Core gibi gördüğünüzde giyenin yüzüne tükürtebilecek cinsten olan, bazen alakasız insanların üstünde bile görebileceğiniz şakalı kıyafetler bir hayli popülerdir 2000'lerde. Yine bu dönemde tişörtlere rakip olacak body denilen kıyafetler çıkmıştır. Kadınlar arasında daha yaygın olan body ler özellikle vücut hatlarına güvenenlerin vazgeçilmezlerinden olmuştur. 80'lerin ve 90'ların o yüksek belli pantolonlarının aksine bu dönemde artık insanlar düşük belli ve/veya taşlanmış kot pantolonlar giymeye başlamıştır. Spor mu giyineyim yoksa klasik mi diye karasız kalan erkeklerin kot pantolon üstüne kumaş ceket, altına da uzun sivri kovboy ayakkabısı giymesi doğal bir hal almıştır. Yine kargo tipi denilen ve orasında burasında bir sürü cebi olan pantolonlar 2000'lerin vazgeçilmezlerindendir.

Kadınlar bu dönemde saçlarını eskisine oranla daha sade şekillere sokarken, kullandıkları boyalar, takılar ve aksesuarla bu eksiklikleri gidermişlerdir. Avize şeklinde küpeler, koca koca güneş gözlükleri, seyahat çantası kadar büyük kol çantaları, büyük boncuklu kolyeler, bacak uzunluğunu kadar büyük botlar kadınlar arasında bir hayli ilgi görmüştür. Erkekler cephesinde ise tamamen havaya dikilen saçlar yerini yanlar ya da önler yatırılıp kalan yerleri havaya dikilen saçlara bırakmıştır. Kısmi olarak Tarkan saç modeline rakip bu kez İlhan Mansız’ın az uzatılıp fönlenip yüzün belli bir kısmını kapatan saç modeli bir hayli popüler olmuştur. Yine kısa saçın arka tarafından bir tutam saçı kuyruk şeklinde uzatmak tercih sebebidir.

Plajlarda ise erkekler artık slip mayo giymek yerine uzun şortları tercih etmeye başlamışlardır. Kadınlar arasında bikiniler yine vazgeçilmezdir. Bunun yanı sıra erkek bikinisi denilen mankiniler bu yılların en ilginç buluşlarındandır. Tesettürlü kadınlar da 2000'lerle birlikte havuza, denize girmeye başlamışlardır. Kendileri için özel üretilen haşema denilen kıyafetlerle plajlarda boy göstermişlerdir. Özellikle yaz aylarında vazgeçemediğimiz terliklerin parmak arası denilen ve genelde ayakları yara yapan türleri 2000'lerin unutulmazları arasındadır...



Her ne kadar 2000'ler geçmişin taklidi olarakta görülse de, içinde yaşadığımız için bize pek bir anlam ifade etmese de, bu yılların kendine özgü bir tarzı vardır diyebiliriz. Dünyayı artık daha rahat ve daha hızlı takip edebiliyor oluşumuz önümüzdeki yıllar içindede yeni tarzların ortaya çıkmasını daha da kolaylaştıracaktır. Buradan hareketle de giyim kuşamımızdaki değişmelerin artık daha kısa süreli ve daha fazla olacağı sonucuna varabiliriz.

Read more...

14 Şubat 2010 Pazar

Belçika: Vize İşkencesi

Dünya’nın en zor vize veren ülkesi neresi diye bir araştırma yapılsa herhalde en başlarda Belçika’nın da adı olurdu. Yaklaşık 2 ay süren uzun bir maratonun ardından benim o küçücük ülkelerine teşrif etmemde bir sakınca görmeyen bu muhterem insanları bir kez daha huzurunuzda öpüyorum. Gelelim Erasmus vizesi için belgeleri toplarken ve değerlendirme sürecinde yaşadığım işkenceye.

Belgeleri toplamaya başlamadan önce ilk yapılması gereken pasaport çıkartmak. Genelde1 yıl süreyle çıkan bu pasaportlar IKS’den (Innovative Key Solutions – Konsolosluk adına belge toplama işini yapan şirkettir.) telefonla randevu alınırken başvuru tarihinden sonra 1 yıl geçerliliği olmalı şeklinde söylense de sizler ne dediğini bilmeyen bu insanlara inanıp sakın para verip pasaportunuzu tekrardan uzatmayın. Bunu konsolosluk sorun yapmıyor. Mümkünse IKS’yi de fazla dikkate almayın kendiniz araştırıp ona göre karar verin. Onların verdiği bütün bilgiler zaten hali hazırda Belçika Konsolosluğu’nun sayfasında yazmakta.

Önce belgeleri toplayabilir sonra IKS’den belgeleri teslim için randevu alabilir; ya da önce randevu alabilir randevu tarihine kadar belgelerinizi toplayabilirsiniz. Ancak belgelerin toplanması genelde zaman aldığından randevu almadan toplamaya başlamak daha kolay oluyor. IKS’yi aradığınızda sizden istenen öncelikle kredi kartı bilgileriniz. 45 ytl’lik IKS’nin bu merhaba kesintisinden sonra sizden gideceğiniz üniversitenin bir devlet üniversitesi mi yoksa özel bir üniversite olduğu sorulmakta. Ne fark eder diye sorduğum telefondaki kişi istenen belgelerin tamamen farklı olduğunu bu yüzden bu bilginin mutlaka gerekli olduğunu söyledi. Sanırım okul eğer özel üniversite ise konsoloslukla mülakat ve oraya gidiş amacınızı isteyen yazı isteniyormuş. Ancak devlet üniversiteleri için böyle bir şey istenmiyor. Bana başvuru numara mı veren telefondaki kişi bu bilgiyi edindikten sonra tekrar aramamı söyledi. Üniversitenin web sitesini baştan aşağı taramama rağmen bununla ilgili bir bilgi bulamadım. Ancak sağ olsunlar karşı tarafa attığım mail hemen cevaplandı ve üniversitenin devlete ait olduğu bilgisine ulaştım. Tekrardan aradığım IKS bana istenen belgeleri bana bir güzel sayıp randevu tarihini söyledi. İşkence başlayabilirdi öyleyse.

En kolayı belki de başvuru formu. Bundan 2 adet isteniyor Belçika dillerinden birinde ya da İngilizce olarak da doldurabiliyorsunuz. 2 adet fotoğrafınızı da bu forma yapıştırıyorsunuz. 1 tane fotoğrafta ne olur ne olmaz diye istiyorlar bununda arkasına adınızı soyadınızı yazıp veriyorsunuz.

En önemlilerinden olan edinilmesi zaman alan belgede sıra. Karşı okuldan o okula kabul edildiğinizi ve herhangi bir öğrenim ücreti ödemeyeceğinizi belirten bir yazı. Yani kabul belgesinin aslı. Bu yazıyı ne kadar erken isterseniz o kadar iyi. Haliyle Belçika’dan postayla elinize ulaşması bayağı zaman alıyor.

En çok uğraştıran işleme geldi sıra garantörlük kağıtları. Konsolosluk ülkelerinde yaşayabilmeniz için aylık en az 531€ luk (2009 yılı için) bir geliriniz olduğunu ispatlamanızı istiyor. Zaten 500€ luk kısmını Avrupa Birliği karşılıyor bu paranın diyebilirsiniz. Öylede zaten. Erasmus ofisinizden size verilecek olan bu belgede erasmus öğrencisi olduğunuz ve aylık 500€ burs aldığınız yazmalı. Alabiliyorsanız bu belgeyi İngilizce almanızı öneririm. Zira İstanbul’daki konsolosluk bütün belgeleri İngilizce ya da Belçika dillerinden birinde istemekte. Belgeleri tercüme etme işini birazdan detaylarıyla açıklayacağımdan şimdilik bu konuya ara verelim. Peki geriye kalan 31€ ne olacak diye merak ediyorsanız işte cevabı: Bu 31€ için genelde herkes garantör buluyor. Ancak benden önce giden arkadaşlar bu işi KYK’dan aldıkları burs ya da kredileri göstererek halletmişler. Ben bunların hiçbirini almadığım için mecburen garantör bulmak zorunda kaldım. Öncelikle siz sormadıkça kimse size garantörün aylık geliri olması gerektiğini söylemiyor. Zaten bu koşulu sağladığınızda vizeniz cepte demektir. Ancak bendeniz bu konuda bir bilgi sahibi olmadığım ve bilgilendirilmediğim için bunların istediği aylık gelire sahip birilerini bulamadım. Sonuçta bu bana vizeyi 1,5 ay sonra almama mal oldu. Konsolosluk garantör olan kişinin eğer yalnız yaşıyorsa aylık 750€ kazanması gerektiğini, yaşamıyorsa bakmakla yükümlü olduğu her birey için 150€ fazladan kazanması gerektiğini ve üstüne de size garantör olduğu 531€ yu kazanması gerektiğini söylüyor. Yani 2 çocuğu olan ve eşi çalışmayan bir garantör bulursanız garantörünüzün her ay en az 750+(150*3)+531= 1731€ kazanması gerekiyor. Garantörünüzden son 3 aylık maaş fişleri, ne işte kaç yıldır çalıştığını belirten bir yazı ve bir adet nüfus kayıt örneğini istemekteler. İstenen belgeler arasında her ne kadar son yıla ait gelir beyan belgesi diye bir belgede yazsa konsolosluğa gittiğimizdeki beyefendi bunun gerekli olmadığını maaş fişlerinin yeterli olduğunu söyledi. Garantörünüzle birlikte belgeleri IKS’ye teslim etmeden birkaç gün önce konsolosluğa gidip kapıdaki bekçiden Garantörlük Formu isteyip, sonra doldurup konsolosluk görevlisinin önünde garantörünüze imzalatmanız gerekiyor. 21-22 tl civarı da bir işlem parası ödüyorsunuz burada. Size bu belgenin fotokopisini veriyorlar. Orjinali ise randevu tarihinde IKS’de ortaya çıkıyor. Garantörden istenen bütün belgeleri ve ayrıca burs belgenizi yeminli tercümandan tercüme ettirip, sonra bu belgeleri noterden onaylatıp, son alarak noterin bağlı bulunduğu kaymakamlıktan apostil kaşesi vurdurmanız isteniyor. Tercümanların en ucuzu sayfasını 15-20 tl arasında çeviriyor. Noter ise sayfa başına 40-50 tl arası para alıyor. 3 adet maaş fişi, 1 adet çalışma türünü belirten yazı, 1 adet nüfus kayıt örneği ve burs belgeniz size yaklaşık 300 ile 400 tl arası bir rakama patlıyor.

Bir diğer istenen tuhaf belge ise Yabancı Dilde İyi Hal Kağıdı. Yani tam türkçesiyle Adli Sicil Kaydınızın ingilizcesi. Bu belgenin ingilizcesini Türkiye’de bir tek Ankara’daki Adli Sicil Müdürlüğü veriyor. Ancak illa ki gidip buradan almanız gerekmiyor. Alacağınız Türkçe Sicil Belgenizi öncelikle aslını aldığınız adliyeden apostil kaşesi vurdurun.(Bu gereklimi tam olarak bilmiyorum ama ben yaptırdım.) Sonra tercümandan tercüme ettirip noter onayını alıp kaymakamlıktan apostil kaşesi. Trink 70 tl daha.

Soygunun son ayağında sağlık raporu var. Konsolosluğumuz öyle her yerin verdiği sağlık raporunu kabul etmiyor. Benim anlaşmalı olduğum doktorlardan alabilirsiniz diyor. İstanbul için 2 alternatif bulunuyor. Bunlardan biri Alman Hastanesinde çalışan yabancı bir doktor. Raporu Alman Hastanesinden almak 500-600 tl gibi bir paraya mal oluyormuş. Ben biraz daha ekonomik olsun diye Kadıköy Moda’da ikamet eden doktorumuzu seçtim. Eksik olmasın öğrenciye yaptığı indirim sayesinde 350 tl karşılığında raporu verdi bize.Fiyatın fazla olduğunu söylediğiniz de bir de marifetmiş gibi bu fiyatın Tabipler Odasının bildirdiği rakamın altında diye nutuk çekiyor. Fiyatı Tabipler Odası mı yoksa Sağlık Bakanlığı belirler orasını siz düşünün. Bunca işlemden gına geldiğinden dolayı daha fazla uğraşmadım bu adamla. Size birkaç soru sorup, steteskopuyla vücudunuzun orasını burasını dinledikten sonra, kulak ve dişlerinizi kontrol ediyor. Canınızı bayağı bir acıtarak bayağı bir kanınızı aldıktan sonra sizi Boğa Heykelinin oradaki Görüntüleme Merkezine gönderip röntgeninizi çektiriyor. Sonra 1-2 gün sonra gelip raporunuzu alıyorsunuz.

Bunların dışında bütün belgelerin eksiksiz 2 şer tane fotokopisini çektirmeniz gerekiyor. Böylece teslim etmeniz belgeler kocaman bir dosyaya ulaşıyor. Teslim günü IKS’ye evrakları teslim ederken sizden UPS hizmetlerinden yararlanmak isteyip istemediğiniz soruluyor. Eğer isterseniz 15 tl gibi bir rakamda buna ödüyorsunuz. Ancak giderken yanınızda 1 adet A4 boyutunda zarf götürürseniz buna gerek kalmıyor. Üstelik bu UPS'le vizeniz çıktıktan sonra Pasaportunuzun elinize ulaştırılması 5-10 günü buluyor. En mantıklısı giderken zarf götürüp sonucu da elden almak.

Bütün bu belgeleriniz tam ise ve onların istediği kriterlerde ise (özellikle garantörün kazancı) vize 3 gün içinde çıkıyor. Ben garantörün maaşı yetersiz olduğu için belgelerin tesliminden birkaç gün sonra IKS tarafından arandım. Garantörünüzün kazancı yetersiz ya yeni bir garantör bulun ya da başka garantör bulamayacağınıza dair bir yazı yazıp bize getirin dediler. Aynı işkenceyi tekrardan çekemedim rest çekip daha başka garantörüm yok dedim ve yazıyı ertesi gün IKS’ye verdim. Artık hiçbir şey umurumda değildi. Red verirlerse hemen verirler. Vermezlerse de birkaç hafta içinde çıkar diye umut etmiştim. Tam 1,5 ay boyunca IKS’nin sayfasında “Dosyanız karar için Brüksel’e gönderildi.” yazısından başka bir bilgi alamadım ne IKS’den ne de konsolosluktan. Sonuç olarak okulumun açılmasına 3-4 gün kala arayarak vizemin çıktığını söylediler.

Bütün bunlardan çıkardığım sonuç vizeye başvurmak için en uygun yerin İzmir olduğu. İzmir’den başvuranlara Ankara Konsolosluğu bakıyor. Ankara’da ki konsolosluk belgelerin tercümesini istemiyor. Bu da 450-500 tl masraftan kurtulmak demek. Ayrıca İzmir'deki doktor yalnızca 80-100 tl civarı muayene ücreti alıyormuş. Buradan da 250 tl civarı bir masraftan kurtuluyorsunuz. Eğer imkanınız varsa ikametgahınızı İzmir’e aldırıp buradan başvurun. Ben yapmadım çokta pişman oldum. Bu parayı İzmir’de ve Ankara’da yolda gidip gelirken harcayın daha iyi. En azından içiniz acımayacaktır. Zorunlu olmadıkça Avrupa’ya ziyaretlerinizde Belçika vizeye başvuracağınız son ülke olsun. Başka ülkeye (Fransa, Hollanda...) başvuruda bulunup oradan Belçika’ya geçin. Erasmus için böyle bir şey söz konusu değil tabi.

Read more...